Kentsel Dönüşüm Süreci: Maliklerin Hakları, Çoğunluk ve İtiraz

Türkiye’de özellikle deprem riski taşıyan bölgelerde yaşayan bina ve daire sahipleri açısından kentsel dönüşüm, hem can güvenliği hem de mülkiyet haklarının korunması bakımından büyük önem taşımaktadır. Ancak bir binanın kentsel dönüşüme girmesi, yalnızca binanın yıkılıp yeniden yapılmasından ibaret değildir. Bu süreçte riskli yapı tespiti, kat maliklerinin kararları, müteahhitle yapılacak sözleşmeler, arsa paylarının belirlenmesi ve hak sahiplerinin korunması gibi pek çok hukuki mesele ortaya çıkmaktadır.

Peki, kentsel dönüşüm nasıl başlar? Bütün kat maliklerinin onayı gerekir mi? Bir malik kentsel dönüşüme karşı çıkarsa ne olur? Riskli yapı kararına itiraz edilebilir mi?

Bu yazımızda 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun kapsamında kentsel dönüşüm sürecinin nasıl işlediğini ve taşınmaz maliklerinin dikkat etmesi gereken hukuki konuları ele alıyoruz.

1. Kentsel dönüşüm nedir?

Kentsel dönüşüm; afet riski taşıyan, ekonomik ömrünü tamamlamış veya güvenli yaşam koşullarını karşılamayan yapıların ve alanların iyileştirilmesi, yenilenmesi ya da yeniden inşa edilmesi amacıyla yürütülen uygulamalar bütünüdür.

Türkiye’de kentsel dönüşüm uygulamalarının temel hukuki dayanağını 6306 sayılı Kanun oluşturmaktadır.

Kanun kapsamında üç önemli kavram bulunmaktadır:

  • Riskli yapı: Ekonomik ömrünü tamamlamış veya yıkılma ya da ağır hasar görme riski taşıdığı bilimsel ve teknik verilerle belirlenen yapı.
  • Riskli alan: Zemin yapısı veya üzerindeki yapılaşma nedeniyle can ve mal kaybı riski taşıdığı belirlenen alan.
  • Rezerv yapı alanı: 6306 sayılı Kanun kapsamında gerçekleştirilecek dönüşüm uygulamalarında kullanılmak üzere belirlenen alan.

Bir binanın kentsel dönüşüm sürecine alınabilmesi için bulunduğu mahallenin veya bölgenin mutlaka riskli alan ilan edilmesi gerekmez. Tek bir binanın riskli yapı olarak tespit edilmesi de 6306 sayılı Kanun kapsamında dönüşüm sürecinin başlatılmasına imkân sağlayabilir.

2. Kentsel dönüşüm nasıl başlar?

Kentsel dönüşüm sürecinin ilk aşaması genellikle mevcut binanın risk durumunun tespit edilmesidir.

Binanın deprem karşısındaki dayanıklılığından şüphe duyan maliklerden biri, Kentsel Dönüşüm Başkanlığı tarafından lisanslandırılmış kurum veya kuruluşlara başvurarak riskli yapı tespiti yaptırabilir.

Riskli yapı tespiti sonucunda hazırlanan rapor ilgili idarece incelenir. Yapının riskli olduğunun belirlenmesi ve raporun uygun bulunması halinde tapu kaydına riskli yapı belirtmesi işlenmesine yönelik süreç başlatılır.

Riskli yapı tespitinin kesinleşmesinden sonra tahliye ve yıkım aşamalarına geçilir. Bununla birlikte maliklerin yeniden yapım konusunda anlaşmaları, müteahhit seçimi ve sözleşmelerin hazırlanması süreç içinde ayrıca ele alınmalıdır.

3. Kentsel Dönüşüm Öncesinde Neden SPK Lisanslı Değerleme Raporu Alınmalıdır?

Kentsel dönüşüm sürecine girmeye hazırlanan kat maliklerinin yaptığı önemli hatalardan biri, mevcut taşınmazlarının değerini ve yeni projeden elde edebilecekleri ekonomik karşılığı yeterince araştırmadan müteahhitlerle görüşmeye başlamalarıdır.

Oysa kentsel dönüşüm sürecinde maliklerin öncelikle yapması gereken hazırlıklardan biri, mevcut taşınmazları için Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından yetkilendirilmiş bir gayrimenkul değerleme kuruluşundan değerleme raporu alınmasıdır.

SPK lisanslı değerleme uzmanlarınca hazırlanan raporlar; taşınmazın bulunduğu konum, mevcut fiziki özellikleri, imar durumu, arsa payı, emsal taşınmaz değerleri ve diğer ekonomik unsurların değerlendirilmesi bakımından önem taşımaktadır.

Kentsel Dönüşümde Değerleme Raporu Ne İşe Yarar?

Kentsel dönüşüm öncesinde yaptırılacak profesyonel bir değerleme çalışması, maliklerin mevcut mülkiyetlerinin ekonomik değerini daha sağlıklı biçimde öğrenmelerine yardımcı olur.

Bunun yanında arsanın mevcut imar hakları ve yeni projede ortaya çıkabilecek ekonomik değer hakkında teknik ve mali incelemeler yaptırılması, müteahhit tekliflerinin karşılaştırılmasını kolaylaştırabilir.

Örneğin müteahhit tarafından önerilen yeni bağımsız bölümlerin büyüklükleri, konumları ve değerleri incelenirken yalnızca inşaatın yenilenmesi değil, maliklere bırakılacak taşınmazların ekonomik karşılığı da değerlendirilmelidir.

Maliklerin mevcut haklarını bilmeden müteahhitle anlaşma yapmaları, arsanın ekonomik potansiyelinin yeterince değerlendirilememesine veya bağımsız bölümlerin paylaşımında uyuşmazlıklar yaşanmasına neden olabilir.

Bu nedenle müteahhit arayışına başlamadan önce bağımsız bir gayrimenkul değerleme çalışması yaptırılması, maliklerin daha bilinçli ve ekonomik açıdan avantajlı sözleşme koşulları üzerinde müzakere etmelerine katkı sağlayabilir.

Ancak değerleme raporunun tek başına en avantajlı sözleşmeyi garanti etmeyeceği unutulmamalıdır. İmar haklarının, inşaat maliyetlerinin, arsa paylarının, yeni bağımsız bölümlerin şerefiyelerinin ve sözleşme hükümlerinin birlikte değerlendirilmesi gerekir.

Kentsel dönüşüm öncesinde alınacak değerleme raporu, kural olarak her bina için zorunlu bir ön şart olmamakla birlikte, maliklerin mülkiyet haklarını koruyarak süreci daha bilinçli yönetmelerine yardımcı olan önemli bir hazırlık aracıdır.

4. Tek bir kat maliki binaya karot aldırabilir mi?

Kentsel dönüşüm konusunda en fazla merak edilen sorulardan biri, bir kişinin diğer kat maliklerinin onayını almadan binada riskli yapı tespiti yaptırıp yaptıramayacağıdır.

6306 sayılı Kanun kapsamında maliklerden birinin başvurusu, riskli yapı tespiti sürecinin başlatılması için yeterlidir.

Dolayısıyla bir binada bulunan bütün daire sahiplerinin onay vermesi veya maliklerin çoğunluğunun karar alması zorunlu değildir.

Örneğin 12 bağımsız bölümden oluşan bir apartmanda, gerekli malik sıfatını taşıyan tek bir kişinin başvurusu üzerine riskli yapı tespiti gerçekleştirilebilir.

Halk arasında karot testi olarak bilinen işlem ise binadan beton numunesi alınmasını ifade etmektedir. Riskli yapı tespiti, ilgili teknik esaslara göre yapılır ve yalnızca karot alınmasından ibaret olmayabilir.

Bu noktada riskli yapı tespiti yaptırmak ile binanın yeniden inşasına ilişkin karar almak birbirinden farklı hukuki işlemlerdir.

5. Kentsel dönüşüm için yüzde kaç çoğunluk gerekir?

Kentsel dönüşüm sürecinde en sık karşılaşılan uyuşmazlıklardan biri, kat maliklerinin yeniden yapım konusunda anlaşamamasıdır.

6306 sayılı Kanun kapsamında riskli yapılarda uygulanacak yeni projelere ilişkin kararlar, maliklerin sahip oldukları hisseleri oranında salt çoğunlukla alınabilmektedir.

Salt çoğunluk, toplam hisselerin yarısından fazlasının karar yönünde olması anlamına gelir.

Örneğin bir binada bütün maliklerin arsa payları eşitse 10 malikten 6’sının kabulü salt çoğunluğun sağlanması bakımından yeterli olabilir. Ancak arsa payları eşit değilse yalnızca kabul eden kişi sayısına bakılması doğru değildir.

Bu çoğunlukla yeniden bina yaptırılması, kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapılması ve mevzuatta belirtilen diğer uygulamalar hakkında karar alınabilir.

Burada özellikle vurgulamak gerekir ki geçmişte uygulanan üçte iki çoğunluk şartı değiştirilmiş olup güncel düzenlemede arsa payları bakımından salt çoğunluk esası benimsenmiştir.

6. Bir malik kentsel dönüşüme karşı çıkarsa ne olur?

Bir apartmandaki bütün maliklerin kentsel dönüşüm konusunda aynı fikirde olması her zaman mümkün değildir.

Bazı daire sahipleri müteahhit seçimine, yapılacak yeni binanın projesine, bağımsız bölümlerin paylaşımına veya sözleşmenin mali şartlarına karşı çıkabilir.

Ancak bir malikin karara katılmaması, 6306 sayılı Kanun kapsamındaki dönüşüm sürecini tek başına durdurmaz.

Kanunda aranan çoğunlukla karar alınması halinde, karara katılmayan maliklere alınan kararın ve anlaşma şartlarının mevzuatta öngörülen usule uygun biçimde bildirilmesi gerekir.

Karara katılmayan maliklerin, süresi içinde anlaşmayı kabul etmemesi halinde arsa paylarının açık artırma yoluyla satılması gündeme gelebilir.

Bununla birlikte çoğunluğun karar almış olması, azınlıkta kalan maliklerin bütün haklarını ortadan kaldırmaz.

Toplantıya davet, kararın alınması, anlaşma şartlarının bildirilmesi, değerleme ve satış işlemleri hukuki denetime tabidir.

Bu nedenle kentsel dönüşüme karşı çıkan bir malikin, kendisine sunulan sözleşmeyi ve yapılan bildirimleri hukuki açıdan değerlendirmesi önem taşımaktadır.

7. Kentsel dönüşümde evimi kaybeder miyim?

Kentsel dönüşüme girecek binada dairesi bulunan kişilerin en büyük endişelerinden biri, sahip oldukları taşınmaz üzerindeki haklarını kaybetme ihtimalidir.

Riskli yapı tespiti yapılması, malikin mülkiyet hakkının kendiliğinden sona erdiği anlamına gelmez.

Bununla birlikte dönüşüm sürecinde ortaya çıkabilecek anlaşmazlıklar, maliklerin mülkiyet hakları üzerinde önemli sonuçlar doğurabilir.

Özellikle alınan karara katılmayan maliklerin arsa paylarının mevzuatta belirtilen koşullarla satışa konu edilmesi mümkündür.

Ayrıca yeni binada hangi bağımsız bölümün hangi malike bırakılacağı, bağımsız bölümlerin büyüklükleri ve değerleri ile ek ödeme yükümlülükleri sözleşmede açıkça belirlenmelidir.

Eski binada bir daireye sahip olunması, yeni binada mutlaka aynı kat, cephe veya büyüklükte bir daire alınacağı anlamına gelmez.

Bu nedenle maliklerin yalnızca yeni dairenin metrekaresini değil, arsa paylarını, bağımsız bölümün konumunu, şerefiyesini ve sözleşmeden doğan haklarını birlikte değerlendirmeleri gerekir.

8. Riskli Yapı Kararına İtiraz Edilebilir mi? İdare Mahkemesinde Dava Açma Süresi Ne Kadardır?

6306 sayılı Kanun kapsamında bir binanın riskli yapı olarak tespit edilmesi halinde, yapı maliklerinin bu karara itiraz etme ve hukuki yollara başvurma hakkı bulunmaktadır.

Riskli yapı tespitine ilişkin bildirim; ilgili tutanağın yapıya asılması, maliklere e-Devlet üzerinden bildirilmesi ve muhtarlıkta 15 gün süreyle ilan edilmesi yoluyla gerçekleştirilmektedir.

Riskli yapı tespitine karşı, muhtarlıkta yapılan ilanın son gününden itibaren 15 gün içerisinde itiraz edilebilir.

İtiraz, yapının bulunduğu yerdeki Kentsel Dönüşüm Müdürlüğüne veya yetki devri yapılmışsa ilgili idareye dilekçe verilerek gerçekleştirilir.

Başvuru üzerine riskli yapı tespit raporu, aralarında üniversite öğretim üyeleri ve teknik uzmanların bulunduğu teknik heyet tarafından incelenir.

Riskli Yapı İtirazı Reddedilirse Ne Yapılabilir?

Riskli yapı tespitine yapılan itirazın teknik heyet tarafından reddedilmesi halinde, kararın hukuka aykırı olduğunu düşünen maliklerin idare mahkemesinde iptal davası açma hakkı bulunmaktadır.

6306 sayılı Kanun’un 6/9. maddesi uyarınca, Kanun kapsamında tesis edilen idari işlemlere karşı dava açma süresi 30 gündür.

Riskli yapı tespitine itiraz edilmesi ve itirazın reddedilmesi durumunda, dava açma süresinin hesabında ilk işlemin tebliğ tarihi, idari itirazın yapıldığı tarih ve ret kararının tebliği birlikte değerlendirilmelidir. İtirazın reddedilmesi her durumda yeni ve bağımsız bir 30 günlük sürenin başlayacağı anlamına gelmez.

İdari itiraz yoluna başvurulması zorunlu olmadığından, koşulları mevcutsa riskli yapı tespitine karşı doğrudan idari yargı yoluna başvurulması da mümkündür.

Açılacak iptal davasında riskli yapı tespitinin dayandığı teknik raporun mevzuata uygunluğu, incelemenin yeterliliği ve idari işlemin hukuka uygunluğu değerlendirilebilir.

Ayrıca dava kapsamında yürütmenin durdurulması talebinde bulunulması mümkündür.

Ancak iptal davası açılması, riskli yapı kararının uygulanmasını kendiliğinden durdurmaz. Yürütmenin durdurulması için mahkeme tarafından ayrıca karar verilmesi gerekir.

Bu nedenle riskli yapı kararına itiraz etmek isteyen maliklerin, hak kaybına uğramamak adına idari başvuru ve dava açma sürelerini dikkatle takip etmeleri önem taşımaktadır.

9. Kentsel dönüşümde bina ne kadar sürede boşaltılır?

Riskli yapı tespitinin kesinleşmesi, binanın derhal ve herhangi bir işlem yapılmaksızın boşaltılacağı anlamına gelmez.

6306 sayılı Kanun kapsamında riskli yapıların tahliye edilmesi ve yıktırılması için maliklere ve yapıda ikamet edenlere 90 günü aşmayan bir süre verilmektedir.

Tanınan süre içinde yapı tahliye edilmez veya yıktırılmazsa, ilgili idareler tarafından mevzuatta öngörülen işlemler gerçekleştirilebilir.

İdare tarafından gerçekleştirilen tahliye ve yıkım işlemlerinin masrafları da kanuni koşullar çerçevesinde maliklerden tahsil edilebilir.

Bu nedenle riskli yapı kararının kesinleşmesinin ardından tahliye ve yıkım takviminin dikkatle takip edilmesi gerekir.

10. Kentsel dönüşümde müteahhit seçerken nelere dikkat edilmelidir?

Kentsel dönüşüm uygulamalarında en önemli hukuki aşamalardan biri, bina maliklerinin müteahhit ile yapacağı sözleşmedir.

Özellikle kat karşılığı inşaat sözleşmeleri, maliklerin sahip oldukları mülkiyet hakları ve yeni bağımsız bölümler üzerindeki hakları bakımından uzun vadeli sonuçlar doğurmaktadır.

Bu nedenle sözleşme imzalanmadan önce aşağıdaki hususların açıkça düzenlenmesi önem taşır:

  • Bağımsız bölümlerin paylaşımı: Yeni binada hangi dairenin hangi malike bırakılacağı, dairelerin katı, cephesi, net ve brüt alanları.
  • İnşaat ve teslim süresi: İşe başlama, yapı ruhsatı alma ve bağımsız bölümleri teslim etme süreleri.
  • Gecikme halinde sorumluluk: Müteahhidin belirlenen sürede teslim yapmaması halinde uygulanacak yaptırımlar ve tazminat hükümleri.
  • Kira ödemeleri: İnşaat boyunca maliklere kira desteği sağlanacaksa bunun miktarı, süresi ve ödeme koşulları.
  • Teminat ve güvenceler: Müteahhidin mali yeterliliği, kanuni teminat yükümlülükleri ve sözleşmesel ek güvenceler.
  • Teknik şartname: Kullanılacak malzemelerin niteliği, inşaatın teknik özellikleri ve teslim standartları.
  • Sözleşmenin feshi: Müteahhidin yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda uygulanacak hukuki mekanizmalar.

Müteahhit tarafından sunulan sözleşmenin yalnızca imza aşamasında değil, görüşmeler başlamadan önce değerlendirilmesi; ileride ortaya çıkabilecek anlaşmazlıkların önlenmesi bakımından önemlidir.

11. Kentsel dönüşümde arsa payı ve şerefiye neden önemlidir?

Kentsel dönüşümde maliklerin karşılaşabileceği uyuşmazlıklardan biri, yeni bağımsız bölümlerin paylaşımına ilişkindir.

Her dairenin büyüklüğü, bulunduğu kat, cephesi, manzarası ve kullanım özellikleri birbirinden farklı olabilir.

Bu farklılıklar taşınmazların ekonomik değerini etkilediğinden, yeni bina projesinde bağımsız bölümlerin paylaşımı yapılırken şerefiye değerlendirmesi gündeme gelebilir.

Şerefiye, bağımsız bölümler arasındaki konum, manzara, kat ve benzeri niteliklerden kaynaklanan değer farklılıklarının değerlendirilmesini ifade eder.

Bununla birlikte şerefiye ile tapu kayıtlarında yer alan arsa payı aynı kavram değildir.

Arsa payları, maliklerin taşınmaz üzerindeki ortak mülkiyet haklarıyla doğrudan bağlantılıdır. Şerefiye ise bağımsız bölümler arasındaki ekonomik değer farklılıklarının ortaya konulmasında önem taşır.

Kentsel dönüşüm sözleşmelerinde her iki unsurun da değerlendirilmesi, maliklerin yeni projedeki haklarının belirlenmesi açısından önemlidir.

12. Kentsel Dönüşümde Kira Yardımı ve Taşınma Desteği Nasıl Alınır?

Kentsel dönüşüm nedeniyle taşınmazlarını tahliye etmek zorunda kalan malik ve kiracılara sağlanan mali destekler, dönüşümün gerçekleştirildiği ile ve başvurulan destek programına göre farklılık göstermektedir.

İstanbul’da Yarısı Bizden Kampanyası Kapsamında Taşınma Desteği

İstanbul’un 39 ilçesinde uygulanan Yarısı Bizden kampanyası kapsamında, koşulları sağlayan hak sahiplerine hibe ve kredi desteğinin yanı sıra tek seferlik tahliye ve taşınma desteği sağlanmaktadır.

Bu destek, aylık kira yardımı niteliğinde olmayıp hak sahiplerine bir defaya mahsus yapılan ödemedir.

Bağımsız bölümde kiracı bulunması halinde taşınma desteği kiracıya, aksi durumda ise ilgili koşulları sağlayan taşınmaz malikine ödenmektedir.

Yarısı Bizden kampanyasından yararlanmak isteyen hak sahipleri, riskli yapı tespiti ve yeni yapıya ilişkin gerekli işlemlerin ardından ilgili ilçe belediyesine başvurarak hak sahipliği tespit sürecini başlatabilirler. Kampanya için ayrıca e-Devlet üzerinden ön başvuru yapılması gerekmemektedir.

İstanbul Dışında Kentsel Dönüşüm Kira Yardımı

6306 sayılı Kanun kapsamında gerçekleştirilen kentsel dönüşüm uygulamalarında, gerekli koşulların sağlanması halinde maliklere aylık kira yardımı yapılabilmektedir.

Riskli yapılarda kira yardımı süresi en fazla 18 ay olup riskli alan ve rezerv yapı alanlarında farklı süreler uygulanabilmektedir.

Kiracılar için ise şartları sağlamaları halinde tek seferlik yardım öngörülmektedir.

Kira yardımı başvuruları, ilgili mevzuat kapsamında yetkili idarelere veya uygun elektronik başvuru kanallarına yapılabilmektedir.

Müteahhitten Kira Yardımı Talep Edilebilir mi?

Devlet tarafından sağlanan desteklerden bağımsız olarak, kentsel dönüşüm sürecinde maliklerin müteahhitten kira yardımı talep etmeleri de mümkündür.

Ancak müteahhidin kira yardımı ödeme yükümlülüğünün bulunabilmesi için bu hususun taraflar arasında yapılan sözleşmede kararlaştırılması önem taşımaktadır.

Bu nedenle kat karşılığı inşaat sözleşmesinde kira bedelinin miktarı, ödemelerin başlangıç tarihi, ödeme süresi ve gecikme halinde uygulanacak yaptırımlar açıkça düzenlenmelidir.

13. Kentsel dönüşümde hukuki uyuşmazlıklar nasıl çözülür?

Kentsel dönüşüm sürecinde ortaya çıkan her uyuşmazlık aynı hukuki yöntemle çözülemez.

Riskli yapı tespitine ilişkin idari işlemler, maliklerin mülkiyet hakkına ilişkin uyuşmazlıklar ve müteahhit sözleşmesinden doğan anlaşmazlıklar farklı hukuki değerlendirmeler gerektirmektedir.

Örneğin riskli yapı kararının hukuka aykırılığı idari yargıda incelenebilirken, kat karşılığı inşaat sözleşmesinin ihlali nedeniyle açılacak davalarda uyuşmazlığın niteliğine göre adli yargı görevli olabilir.

Bunun yanında arsa paylarının hatalı belirlenmesi, bağımsız bölümlerin paylaşımı, tapu işlemleri ve müteahhidin sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemesi gibi konularda da farklı hukuki başvuru yolları gündeme gelebilir.

Bu nedenle kentsel dönüşüm sürecindeki hukuki sorunların, uyuşmazlığın niteliği ve ilgili mevzuat hükümleri dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekir.

14. Kentsel dönüşüm hakkında sıkça sorulan sorular

Binam sağlam olsa da kentsel dönüşüme girebilir mi?

Binanın 6306 sayılı Kanun kapsamında riskli yapı olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği, mevzuatta öngörülen teknik incelemeye bağlıdır. Bunun dışında farklı imar ve yenileme uygulamaları da gündeme gelebilir.

Kentsel dönüşüme katılmayan malikin dairesi satılabilir mi?

6306 sayılı Kanun kapsamında gerekli karar çoğunluğunun sağlanması ve diğer hukuki şartların yerine getirilmesi halinde karara katılmayan malikin arsa payının satışı söz konusu olabilir. Bu işlem, doğrudan herhangi bir malik tarafından serbestçe gerçekleştirilebilen bir satış değildir.

Binanın yıkılması için herkesin imzası gerekir mi?

Riskli yapı tespitinin kesinleşmesi üzerine kanuni tahliye ve yıkım işlemlerinin yürütülmesi için bütün maliklerin yeniden oybirliğiyle karar alması aranmaz.

Kentsel dönüşüm kararı alan çoğunluğa itiraz edebilir miyim?

Alınan kararın mevzuata uygunluğu, toplantı ve bildirim işlemleri ile sözleşmenin hukuki niteliği somut olayın koşullarına göre değerlendirilebilir. Ancak karara katılmamak ile kararın hukuka aykırılığını ileri sürmek birbirinden farklı durumlardır.

Kentsel dönüşümde eski dairemle aynı büyüklükte daire almak zorunda mıyım?

Yeni bağımsız bölümlerin büyüklüğü ve paylaşımı; imar koşulları, yeni proje, maliklerin anlaşması ve ilgili sözleşme hükümlerine göre belirlenir. Eski dairenin büyüklüğü tek başına yeni dairenin büyüklüğünü garanti etmez.

Sonuç: Kentsel dönüşümde hukuki hakların korunması

Kentsel dönüşümün temel amacı, afet risklerinin azaltılması ve güvenli yaşam alanlarının oluşturulmasıdır. Ancak bu amaca ulaşılırken taşınmaz maliklerinin mülkiyet haklarının korunması, karar alma süreçlerinin hukuka uygun yürütülmesi ve sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerin açıkça düzenlenmesi büyük önem taşımaktadır.

Riskli yapı tespitinden maliklerin anlaşmasına, müteahhitle sözleşme yapılmasından yeni bağımsız bölümlerin teslimine kadar geçen her aşamada farklı hukuki sorunlarla karşılaşılması mümkündür.

Malabega Hukuk & Danışmanlık olarak, kentsel dönüşüm ve gayrimenkul hukuku kapsamında ortaya çıkan uyuşmazlıkların yürürlükteki mevzuat ve somut olayın özellikleri çerçevesinde değerlendirilmesinin önemini vurguluyoruz.

Yazar: Av. Nil Ak Evren
Malabega Hukuk & Danışmanlık

Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki görüş veya danışmanlık niteliğinde değildir. Somut uyuşmazlıklarda güncel mevzuat ve ilgili belgeler birlikte değerlendirilmelidir.

Sel ve Su Baskınlarında Oluşan Zararlar Nasıl Tazmin Edilir?

İstanbul’da son günlerde etkili olan şiddetli yağışlar, birçok konut ve iş yerinde su baskınlarına neden olurken önemli ölçüde maddi zararı da beraberinde getirdi. Yaşanan sel felaketi, doğal afetlerin yol açtığı zararların hukuki açıdan nasıl karşılanabileceği sorusunu yeniden gündeme taşıdı.

Sel ve su baskınlarından zarar gören kişilerin, oluşan zararları belgelemeleri ve haklarını korumak amacıyla gerekli hukuki işlemleri zamanında başlatmaları büyük önem taşımaktadır.

Peki, sel nedeniyle evi, iş yeri veya eşyaları zarar gören kişiler hangi hukuki yollara başvurabilir? Meydana gelen zararlardan kimler sorumlu tutulabilir?

1. Sel Sonrasında İlk Olarak Ne Yapılmalıdır?

Sel nedeniyle meydana gelen zararların tazmin edilebilmesi bakımından öncelikle zararın varlığının ve kapsamının ispatlanması gerekir.

Bu nedenle can güvenliği sağlandıktan sonra, mümkün olduğu ölçüde hasarlı alanların fotoğraf ve video kayıtlarıyla belgelenmesi önemlidir. Konut veya iş yerindeki su seviyesi, zarar gören eşyalar, duvarlar, zeminler, elektrik tesisatları ve binanın çevresindeki mevcut durum kayıt altına alınmalıdır.

Zarar gören eşya ve cihazların listesi hazırlanmalı; mevcutsa bunlara ilişkin fatura, garanti belgesi ve onarım kayıtları muhafaza edilmelidir.

Özellikle zarar gören eşyaların, hasar tespiti yapılmadan önce elden çıkarılmaması önerilmektedir. Ancak sağlık ve güvenlik nedeniyle derhal uzaklaştırılması gereken eşyalara ilişkin fotoğraf, video ve mümkünse tutanak düzenlenmesi, sonradan ortaya çıkabilecek ispat sorunlarının önlenmesine yardımcı olacaktır.

2. Sel Nedeniyle Oluşan Zararlar İçin Sigorta Şirketine Başvurulabilir mi?

Sel ve su baskınlarından kaynaklanan zararların sigorta kapsamında karşılanıp karşılanmayacağı, mevcut sigorta poliçesinin teminatlarına göre belirlenir.

Konut, iş yeri ve ticari işletme sigortalarında sel ve su baskını riskine ilişkin teminatlar bulunabilmektedir. Ancak her sigorta poliçesi bu zararları kendiliğinden karşılamaz.

Bu nedenle poliçenin kapsamı, teminat limitleri, muafiyetler ve istisnalar incelenmelidir.

Sigorta kapsamında olabilecek bir zararın meydana gelmesi halinde sigorta şirketine gecikmeksizin ihbarda bulunulmalı ve hasar tespiti talep edilmelidir.

Apartman veya site içerisinde meydana gelen zararlarda, ortak alanlar ve bina için yaptırılmış sigorta poliçelerinin de incelenmesi gerekebilir.

Önemle belirtmek gerekir ki zorunlu deprem sigortası (DASK), tek başına sel ve su baskını zararlarını karşılayan genel bir sigorta niteliğinde değildir.

3. Sel Zararlarından Belediye veya Diğer Kamu Kurumları Sorumlu Tutulabilir mi?

Sel ve su baskınlarının doğal olaylardan kaynaklanması, meydana gelen her zararın kaçınılmaz olduğu veya hiçbir kurumun sorumluluğunun bulunmadığı anlamına gelmez.

Örneğin;

  • Yağmur suyu tahliye sistemlerinin yetersiz olması,
  • Mazgal ve giderlerin bakımının yapılmaması,
  • Altyapı çalışmalarında gerekli önlemlerin alınmaması,
  • Dere yatakları ve su tahliye alanlarıyla ilgili gerekli tedbirlerin ihmal edilmesi,

gibi durumların zararın meydana gelmesinde veya artmasında etkili olması halinde ilgili idarenin hukuki sorumluluğu gündeme gelebilir.

Bu tür olaylarda idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı, zararla idarenin eylem veya ihmali arasındaki illiyet bağı ve olayın özellikleri birlikte değerlendirilmelidir.

Şartların oluşması halinde ilgili belediyeye, su ve kanalizasyon idaresine veya sorumlu diğer kamu kurumlarına karşı tazminat talebinde bulunulması mümkündür.

Ancak şiddetli yağış nedeniyle zarar meydana gelmiş olması, tek başına ilgili idarenin tazminat sorumluluğunu doğurmaz.

4. Komşu Taşınmazlardan veya İnşaat Çalışmalarından Kaynaklanan Zararlar

Bazı su baskınlarında zararın meydana gelmesine yalnızca yağışın şiddeti değil, çevredeki taşınmazların kullanımı veya yürütülen inşaat faaliyetleri de neden olabilir.

Örneğin komşu taşınmazda yapılan bir müdahalenin suyun doğal akışını değiştirmesi, izinsiz yapıların tahliye kanallarını kapatması veya inşaat malzemelerinin giderleri tıkaması sonucunda çevredeki konut ve iş yerleri zarar görebilir.

Bu durumda zarara neden olan taşınmaz malikinin, yapı malikinin, yüklenicinin veya diğer sorumluların tazminat yükümlülüğü gündeme gelebilir.

Sorumluluğun belirlenebilmesi için olayın meydana geliş şeklinin, kusur durumunun ve zararla ilgili davranış arasındaki nedensellik bağının incelenmesi gerekir.

5. Sel Nedeniyle Meydana Gelen Zararlar İçin Delil Tespiti Yapılabilir mi?

Sel sonrasında ortaya çıkan zararın mahkeme aracılığıyla tespit edilmesi, ileride açılabilecek tazminat davaları bakımından önemli bir hukuki imkândır.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 400 ve devamı maddeleri uyarınca, şartların bulunması halinde mahkemeden delil tespiti talep edilebilir.

Özellikle su baskını sonrasında temizlik ve onarım çalışmalarının başlamasıyla birlikte zarar gören alanların ilk durumunun değişmesi mümkündür.

Bu nedenle delillerin kaybolması veya ileride incelenmesinin güçleşmesi ihtimali bulunan durumlarda, mahkemeden keşif ve bilirkişi incelemesi yapılması istenebilir.

Delil tespiti sonucunda düzenlenen bilirkişi raporu, zararın niteliğinin ve kapsamının ortaya konulmasına yardımcı olabilir.

Bununla birlikte delil tespiti kararı, zararın mutlaka tazmin edileceği anlamına gelmez. Tazminat sorumluluğu ayrıca değerlendirilir.

6. Selden Zarar Gören İşletmelerin Hakları Nelerdir?

Sel ve su baskınları ticari işletmeler bakımından yalnızca fiziksel hasarlara değil, ticari faaliyetlerin aksamasına ve ekonomik kayıplara da neden olabilir.

İşletmelerin zarar gören makine, ekipman, ticari mal ve stoklarını kayıt altına almaları; bunlara ilişkin fatura, irsaliye, stok kayıtları ve muhasebe belgelerini muhafaza etmeleri önemlidir.

Ayrıca faaliyetin durması nedeniyle ortaya çıkan kazanç kayıpları da somut olayın özelliklerine göre hukuki değerlendirmeye konu olabilir.

Sel nedeniyle sözleşmeden doğan edimlerini yerine getiremeyen işletmeler bakımından mücbir sebep hükümlerinin uygulanması gündeme gelebilir. Ancak bir olayın mücbir sebep niteliğinde olması, her sözleşmesel yükümlülüğün kendiliğinden sona ermesi veya askıya alınması sonucunu doğurmaz.

Sözleşmenin hükümleri, olayın borcun ifasına etkisi ve ilgili mevzuat birlikte değerlendirilmelidir.

Bu süreçte işletmelerin sözleşme taraflarını zamanında bilgilendirmeleri ve yaşanan aksaklıkları belgelendirmeleri olası uyuşmazlıkların önlenmesi bakımından önem taşımaktadır.

7. Sel Nedeniyle Oluşan Zararlar İçin Devlet Desteği Alınabilir mi?

Sel ve su baskını gibi afetlerden etkilenen kişiler bakımından, ilgili kamu kurumları tarafından sağlanan sosyal yardım ve destek mekanizmalarına başvurulması mümkündür.

Bu kapsamda valilikler, kaymakamlıklar, AFAD ve Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları tarafından yapılan duyuruların takip edilmesi önemlidir.

Ancak afet meydana gelmesi, zarar gören tüm kişilerin zararlarının devlet tarafından eksiksiz karşılanacağı anlamına gelmez.

Yardımlardan yararlanma koşulları; afetin niteliğine, yürürlükteki düzenlemelere, başvuru sürelerine ve ilgili destek programının şartlarına göre değişiklik gösterebilir.

Bu nedenle zarar gören kişilerin resmi başvuru yollarını ve ilan edilen süreleri takip etmeleri gerekir.

8. Sel Nedeniyle Tazminat Davası Açılabilir mi?

Sel ve su baskınları sonucunda meydana gelen maddi zararların tazmini amacıyla, olayın özelliklerine göre özel hukuk kişilerine veya kamu idarelerine karşı hukuki yollara başvurulabilir.

Ancak hangi mahkemenin görevli olduğu, kime karşı talepte bulunulacağı ve hangi sürelerin uygulanacağı, zarara neden olan olayın hukuki niteliğine göre değişmektedir.

Özellikle idarenin eylemlerinden kaynaklandığı ileri sürülen zararlar bakımından, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesinde düzenlenen idari başvuru ve dava açma süreleri dikkate alınmalıdır.

Bu nedenle zararın meydana gelmesinden sonra yalnızca maddi kaybın değil, hukuki başvuru yollarının ve sürelerinin de değerlendirilmesi önemlidir.

Sonuç

Sel ve su baskınları sonucunda ortaya çıkan zararların tazmini, her olayın kendine özgü koşulları çerçevesinde değerlendirilmesi gereken hukuki bir süreçtir.

Zararın zamanında belgelenmesi, sigorta teminatlarının incelenmesi, gerektiğinde delil tespiti yoluna başvurulması ve sorumlu kişi veya kurumların belirlenmesi, hak kayıplarının önlenmesi açısından önem taşımaktadır.

Malabega Hukuk olarak İstanbul’da yaşanan sel felaketinden etkilenen tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor, hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyoruz.

Yazar: Av. Nil Ak Evren
Malabega Hukuk & Danışmanlık

Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup somut olayın özelliklerine göre hukuki değerlendirme yapılması gerekmektedir.